Gaziantep.Com

BEBEK GELİNCE SOSYAL HAYAT BİTER Mİ?

Sezen Akınal Bulut.jpg

Genel Bilgiler

Belki uzun uzun düşünülüp karar verilerek girilen belki de hayatınızın en büyük sürprizi olarak başlayan hamilelik süreci tüm cilveleriyle, zorluklarıyla ve keyifleriyle göz açıp kapayıncaya kadar geçti, ve o beklenen an geldi... Minik bebeğiniz kucağınızda artık...İlk anların şaşkınlığı, mutluluğu, korkuları günler geçtikçe yerini o mutluluğa eklenen hatta çoğu zaman onu bastırabilen yorgunluğa, kaygıya bıraktı... İlk günlerde her an yanınızda olan annenizin de sizi minik bebeğinizle başbaşa bırakmasıyla birlikte ailenizin yeni üyesinin tüm sorumluluğu artık sizin üzerinizde; siz onun annesisiniz; ve o doymak, uyumak, dinlenmek, eğlenmek, yani yaşamak için tamamen size bağımlı... Onun tüm ihtiyaçlarını karşılamak sizin neredeyse 24 saatinizi doldurmaktadır artık; ve hayatınızı tümüyle o yönetmeye başlamıştır. Bir sene öncesine kadar sadece fikrinizde olan, birkaç ay öncesine kadar da içinizde sizinle birlikte tüm hayatınıza ayak uyduran bebeğiniz artık dünyanızın çok büyük bir kısmını kaplamaktadır. Siz sadece temel ihtiyaçlarınızı karşılayabilecek kadar zamanı kendinize ayırıp geri kalan hayatınızı tümüyle ona adamak durumunda kalmışsınızdır... Doğum sonrasında, hayatının en büyük sorumluluğunun altına giren anne hem bu yeni duruma alışmaya çalışmakta, hem de bebeğin en yoğun bakıma ihtiyaç duyduğu bu ilk günlerin üstesinden gelmeye çabalamaktadır. Bu nedenlerle çoğu annede doğum sonrasında duygu dalgalanmaları hatta depresyon belirtileri görülebilir. Bu tip belirtiler görülmese bile özellikle ilk aylarda bebeğin bakımının yoğunluğu içinde sosyal hayatını dengede tutmaya çalışması, hatta bunu düşünmesi bile oldukça zor.

Bebeğinizin ilk birkaç ayı dolduktan sonra ise yavaş yavaş sosyal hayatınızı canlandırma isteği duymaya başladınız; fakat bu sosyal hayat çok büyük ihtimalle siz anne olmazdan önceki hayatla çok büyük farklar taşıyacak .Bu kaçınılmaz bir sonuç çünkü ister istemez doğumdan sonra hayat değişiyor. Mesela artık çocuğu olan ailelerle daha iyi anlaşabildiğinizi farkediyorsunuz. Çünkü siz bekar veya çocuğu olmayan arkadaşlarınızla bir restorandayken dünyayı keşfetmek için bitmez tükenmez bir merak duygusuna sahip olan çocuğunuzun peşinden koşarken doğal olarak o sıradaki sosyal ortamın gerektirdiklerini takip edemiyorsunuz. Doğal olarak sizin gündeminizde en iyi göğüs pedinin hangi marka olduğu veya ne zaman katı gıdalara geçmeniz gerektiği var. Bekar arkadaşınız size yeni tanıştığı adamı anlatırken sizin bütün anlatmak istediğiniz bir önceki gece bebeğinizin ilk defa 4 saat aralıksız uyumuş olmasının memnuniyeti olduğunda gündemler, beklentiler çakışmıyor. Böylece bir süre sonra arkadaşlarınızdan uzaklaşmaya başlıyorsunuz.... Veya henüz anne baba olmamış arkadaşlarınızın anne baba olmasını bekliyorsunuz aynı dili konuşabilmek için... Anne-baba olan arkadaşlarınızla bir aradayken ise tek konu çocuklarınızın ayda kaç kilo aldığı, ilk kelimelerinin ne zaman duyulduğu, hangi doktorun daha ilgili olduğu, en etkili ateş düşürücüler nelerdirden ibaret olmaya başlıyor. Bu konular o kadar yoğun gündem oluşturuyor ki “biz onlar doğmadan önce ne konuşurduk acaba?” sorusu sıkça sorulur oluyor.

Özellikle kadınlar anne olduktan sonra tamamen farklı bir boyuta geçiyorlar. Bir kadın eğer anne olmaya gerçekten hazırsa sosyal hayat, partiler, şık ayakkabılar, şık restoranlar, alışveriş, kariyer hırsları birdenbire cazibesini yitirmeye başlıyor.. Yanıbaşında uyuyan saf ve yalın minik bebeğinin varlığı anneye basit yaşamın güzelliğini hissettirmeye başlıyor.... Geçen gün okuduğum bir röportajda yeni anne olmuş bir iş kadını şöyle diyordu: “Anne olmasaydım topuklu ayakkabı giymeden de şık olunabilineceğini farkına varamazdım...” İşte bu yalınlık günümüzün hızlı ve materyalist dünyasında gündelik koşuşturma içinde yorulmuş ve kaybolmuş kişilere aslında çok iyi geliyor..

Öte yandan, çocuğuna özen göstermek adına sosyal hayatı tamamen bitiren, bırakın arkadaşlarla sosyal hayatı, birbirine hiç zaman ayırmayan, sinemaya bile gitmeyen, iki kişi bir parka çıkamayan anne babalar var. Bu anne babalar çocukları 6 yaşına gelip de kendilerinden ayrıştığında (okul dönemi başlayıp çocuğun sosyal becerileri, çevresi önem kazandıkça) bir de bakıyorlar ki çevrelerinde hiç arkadaşları kalmamış, hatta karı-koca ilişkileri zedelenmiş... Hatta sosyal hayatı ve birbirlerini bırakın, kendilerine bile hiç zaman ayırmamışlar... Böyle olmasına izin vermemek için bebeğin ilk aylarını atlattıktan sonra, bebek büyüdükçe anne baba , kendilerini ve çocuklarını fazla zorlamadan yavaş yavaş eski hayatlarına dönmeye çalışabilirler ... Artık annenin sütünü sağma ve buzdolabında saklama rahatlığı da gözönünde bulundurulursa, sosyal hayatı kaldığı yerden yakalamaya çalışabilirler. Az önce de söylediğim gibi belki ortamlar, görüşülen insanlar, yapılan aktiviteler farklılaşabilir, ya da sıklığı azalabilir; ama bu durum sosyal hayatın tamamen sıfırlanmasının aksine bebek sahibi olmuş anne babalar için normal sayılabilecek bir durumdur.

Çocuğu korumacı yetiştirmek, “kimse çocuğuma benden daha iyi bakamaz” düşüncesiyle hareket etmek hem anneyi yıpratan bir bakış açısıdır; hem de çocuğa iyi gelen bir tutum değildir. Annenin bir başka yetişkine (bebek bakıcısı, anneanne,vs) güvenmeyi öğrenmesi, bebeğin de anne babanın hayatına ayak uydurmayı öğrenmesi çok önemli. Böylece anne sosyal ilişkilerini de tutabildiği kadar dengede tutabilir. Ayrıca annenin başkalarına güvendiği ölçüde çocuk da insanlara güvenmeyi öğrenir. Çocuğun anneden ayrışmasında bu önemli bir kriterdir. Sonuç olarak şöyle söyleyebiliriz: Anne babanın bebek doğduktan sonraki hayatıyla öncesi bir olamaz, pek çok şey değişiyor. Bu değişimlere anne babanın ne kadar hazırlıklı olduğu “çocuklu yaşam” ın kalitesi konusunda çok belirleyicidir. Bu sebepten dolayı hamilelik dönemindeki “hazırlık” sadece oda hazırlamaktan veya bebek bakımı kitapları okumaktan ibaret olmamalıdır. Eşler oturup artık karı kocalığa eklenecek yeni rollerini, çocuk sahibi olmanın kendileri için ifade ettiği anlamları, birbirlerinden ve hayattan beklentilerini konuşarak ortak noktalara varabilmelidirler. “Kısa vadede ve uzun vadede gelecek nasıl olacak” ayrıntılı şekilde tahmin etmeye çalışabilirler. Ancak bu şekilde sağlıklı ilişkilere sahip olarak, sağlıklı ortamlarda çocuk yetiştirebilirler, ve çocuklarını yetiştirirken sosyal ortamlarından tamamen kopmamayı başarabilirler.

SEZEN AKINAL BULUT
PSİKOLOJİK DANIŞMAN