İNSAN İLİŞKİLERİ VE İLETİŞİM / Yüksel Yenice-Çağlar

Yüksel YENİCE-ÇAĞLAR

ÖzgeçmişYüksel Yenice-Çağlar Akhisar’da doğdu. İlk ve ortaokula Akhisar’da gitti. Lise öğrenimini İzmir Karşıyaka ve Akhisar Kız Meslek Lisesi Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Bölümü’nde tamamladı.1970-1973 yıllarında Giresun ve Akhisar&r... Yazarın Biyografisi

Özgeçmiş

Yüksel Yenice-Çağlar Akhisar’da doğdu. İlk ve ortaokula Akhisar’da gitti. Lise öğrenimini İzmir Karşıyaka ve Akhisar Kız Meslek Lisesi Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Bölümü’nde tamamladı.

1970-1973 yıllarında Giresun ve Akhisar’da anasınıfı öğretmenliği yaptı.

1973’te Münih’e “ Misafir İşçi” olarak geldi. 1977 yılına dek çeşitli metal firmalarında çalıştı.

1977-1980 yıllarında Münih Şehir İdaresi’ne bağlı bir anaokulunda eğitimci olarak çalıştı.

1982-2014 yılları arasında Düsseldorf Şehir İdaresi Gençlik Dairesi’nde Sosyal Hizmet Uzmanlığı yaptı, Eğitim ve Sistemik Aile Danışmanı olarak çalıştı.

1994-1996 yıllarında Sistemik Aile Danışmanlığı ek öğrenimi yaptı.

2002-2003 Sosyal Menejerlik üzerine eğitimini tamamladı. Şiirlerini antoloji sitesinde yayınladı. Yine aynı sitede oluşan “Dünya Barışına Çağrı Grubu” olarak 38 şairin yer aldığı Barış Çağrısı adlı, 2009 ve 2010 yıllarında Meneviş Yayınları tarafından çıkan iki kitapta şiirleri yayınlandı.

O Martılar Şimdi İkimiz adlı ilk şiir kitabı Ankara’da Klasör Yayıncılık tarafından Haziran 2015’te yayınlandı.

Fakir Baykurt’ un öncülüğünde kurulmuş olan ‘Kuzey Ren Vestfalya Türkiyeli Yazarlar Çalışma Grubu’ nun bir devamı olarak 2010 kurulmuş olan Avrupa Türkiyeli Yazarlar Girişimi (ATYG)nin ilk kitabı olan 18 üye şairin katılıldığı YÜREKTEN YÜREĞE ‘Şiir Seçkisi’nde şiirleri 2017 yılında yayınlandı.

Avrupa Türkiyeli Yazarlar Girişimi (ATYG) ve Türkçe Dilinde Psikoterapi ve Psikososyal Danışma Topluluğu ( GTP/aktp) üyesidir.

Biyografiyi Kapat
İNSAN İLİŞKİLERİ VE İLETİŞİM / Yüksel Yenice-Çağlar

İNSAN İLİŞKİLERİ VE İLETİŞİM

Konuya Sabahattin Kudret Aksal’ın bir şiiriyle başlamak istiyorum:

‘Bir sabah ellerin cebinde çık evinden

Ceketin iskemleye asılı kalsın

Bekliye dursun dostun

Kahvede

İşe gitmekten de

Bugünlük vazgeç

Öylece dolaş çiçek kokan sokaklarında

Güzel şehrinin

Yeniden tat gökyüzünü

Ağaçlara selam ver!

Apartmanların hatırını sor!

Senden başkaları için değil

Bu güzel gün

Mavi gök..’

Burada verilen mesaj; insanın kendine değer  vermesi, kişinin kendisini eksi ve artılarıyla kabullenmesi, toplumuyla, doğayla ve evrenle  ilişki kurabilmiş bir insanı dile getirmesi.

Başka bir deyişle; insanın kendinden hoşnut olması, kendini sevmesi, kendini diğer insanlarla, doğayla ilişki içinde görerek yaşamına anlam kazandırması.

İnsanın mutlu olabilmesi, yaşamdan tad alabilmesi, diğer insanlarla sağlıklı bir ilişki ve iletişim kurabilmesine bağlıdır.

İlişki ve İletişim yaşayan bir şeydir, dinamiktir. Sağlıklı ve sürekli olabilmesi için ayni bir sanatçının yapıtı üzerinde gösterdiği çaba, dikkat, özveri ve özen gösterilmesi gerekiyor.

Aya çıkabilen insanla bile teknik sistemler sayesinde iletişim olmasına karşın (eşler, çocuklar, dostlar ve arkadaşlar arasındaki iletişimlerde zorluk çekiyoruz...

İnsan ilişkileri karmaşıktır. Çoğu zaman anlamakta ve çözmekte zorlanıyoruz. Bazen diğer insanları çok iyi tanıdığımızı iddia ederiz. İnsan kendisini bile gerçek anlamda tanıyıp anlaması uzun bir süreci alırken, diğer insanları kısa süreçlerde nasıl tanırız?

İletişim bir bütündür.

İletişim, kelimeler, ses tonu, beden dilinden oluşan bir bütündür. Kelimelerimiz ‘ne’ söylediğimizle, ses tonumuz ve beden dilimiz ‘nasıl’ söylediğimizle ilgilidir. İletişimde, kelimeler %10, ses %30 ve beden dili %60 oranında rol oynar.

İletişimde, bir verici, bir de  alıcı vardır.

Vericinin kendini iyi ifade edebilmesi, bir başka deyişle iyi anlatabilmesi ve alıcının da iyi dinleyip algılayabilmesi önemlidir.

İnsanlar duygu ve düşüncelerini beden diliyle, en çok da mimikleriyle dışa vurur. Genelde yüz ifadesi verilen mesajla uyum içinde olur. Bu nedenle  verdiğimiz mesaj alıcı tarafından doğru anlaşılmasında mimiklerimizin etkisi büyüktür.

Alıcı: Algı, Değerlendirme

Algıya göre değerlendirme DOĞRU ya da YANLIŞ olabilir! Buna göre de yorum yapılır ve tepki oluşur.

Verici: ‘Gidersen pişman olursun!’  der.

Alıcı bunu nasıl algılar? Bir tehdit olarak mı yoksa vericinin kendisinin gitmesini istemediği olarak mı?

Bu vericinin ses tonuna,yüz mimiklerine ve beden diline bağlı olduğu gibi, alıcının da nasıl algıladığına bağlıdır.

Ayrıca insanlarda sezi ve sezgiler vardır. Bunlar bazılarında güçlü, bazılarında güçsüz ya da orta derecededir.

Dinleme, algılama, sezi, sezgiler, sempati ve empatinin de  iletişimde rolleri büyüktür.

Özellikle algı olmadan düşünce, düşünce olmadan da iletişim olamaz. Algılayabilmek için de iyi bir dinleyici olmak gerekir.

İletişim; bedenimiz, zihnimiz, ruhumuz, hepsi bizim parçalarımızdır.

Düşüncelerimiz; fikirlerimiz,

Gözlerimiz tüm gördüklerimizle bütünleşir.

Hislerimiz; kızgınlıkları, öfkeleri, kinleri, sevinçleri, sevileri,hayal kırıklıkları, tüm heyecanlardır.

Dilimiz; öfke, kin, kızgınlık dolu, doğru ya da yanlış, ya da sevgi ve saygı dolu tüm sözleri söyler...

Sesimiz; yüksek  ya da yumuşak ilişkimizde  hem kendimize, hem de başkalarına yansıtır...

Sözcükleri söylediğimizde; yüzümüz, sesimiz, bedenimiz, nefesimiz, kaslarımız da konuşur.

İşte tüm bunlar bizim İletişim araçlarımızdır!                                                                                

Görebiliyoruz, duyabiliyoruz, hissedebiliyoruz, düşünebiliyoruz, konuşabiliyoruz, muhakeme edebiliyoruz.

Tüm bunlar; bizim insanları anlamamıza, onların da bizi anlamalarına yarayan iletişim araçlarımız.

Bu araçlarımızla insanlara yaklaşıp ilişki ve iletişim kurabiliyoruz...

Bu ilişki ve iletişim sırasında; ne görüyorsak, ne duyuyorsak, ne söylüyorsak, ne yapıyorsak o biziz işte!...

İlişkilerde birlikteliğin temel taşları olan  SEVGİ, UMUT, GÜVEN yara aldığında, ne kadar unutmaya

çalışırsak çalışalım izleri kolay kolay silinmez.

Aslında özellikle eş ilişkilerindeki ilişkilerde yaşanan olumsuzluklar başından beri vardır. Ancak duygular çok yoğun olduğundan olumsuzluklar görülmez. Genelde ilişkinin başlangıcında duygu ve mantığın dengesi yoktur. Aşırı duygular, mantığı engeller. Aşık olup evlenmek gerekir. Ancak aşıkken evlenmemek daha doğrudur. Bir Fransız ata sözü ‘Bütün başlangıçlar güzeldir!’ der. Bir çok ilişkide kişiler yaşadıkları yoğun duygular içinde  eşlerindeki olumsuzlukları görmeme eğilimindedirler. Ancak zaman geçtikçe ilişkide eşler birbirlerini daha sağlıklı değerlendirebilir. Aşk duygusu hala vardır, ancak mantık da yavaş yavaş devreye girer. Aşk yalnızca şimdiye odaklanırken, mantık gelecekte de olası riskleri dikkate alır.

Bir ilişki ya da evlilik yalnızca hissettiğimiz duygulara göre yaşanmamalıdır. Evlilik bir oyun değildir!

Sağlıklı bir iletişimle öfke kontrolu, problem çözebilme becerisi, sakin kalabilme, anlayışlı ve esnek davranabilme, karşımızdaki kişiye  saygı duyabilme, sorumluluk alabilme ilişkiye özen gösterip yatırım yapabilme gibi bir dizi özelliğin  olup olmamasına göre şekillenir.

İlişki içersindeyken sorun ve zorluklar kaçınılmazdır. Önemli olan sorun yaşamamak değil, bu sorunlara yaklaşımımız ve çözüp çözemediğimizdir.

Milyarlarca farklı genlerin büyüleyici dünyasından doğarak gelen kişiler, beklenmedik olaylardan etkilenerek farklı yerlerde, farklı insanlarla yaşarlar. Yeryüzünün hangi parçasında can bulacağını önceden hiç kimse bilmiyor.

Taşıdığı genlerin özellikleriyle, nasıl bir fizik yapısına, ne düzeyde bir zekaya sahip olacağını da önceden kimse bilmiyor.

Doğduğu ülkeye, topluma, aileye göre, alacağı eğitimle, koşullara, olaylara göre kişilik ve davranış biçimlerinin gelişebileceğini de önceden kimse bilmiyor.

Her insan, farklı huy ve davranış özellikleri gösteren birer farklı kişiliktir. Tıpkı insan yüzleri gibi, birbirine tıpa tıp benzemeyen...

İnsanlar, hem görünüş, hem de davranışlarda sonsuzluğa giden çeşitlilikte tıpkı doğanın renkleri gibi bir başkalaşım içinde çoğalır.

Ben, bir gece mavisiyim

Sen, bir yaprak yeşili

O, başak sarısı...

 

Biz, kar beyazıyız

Siz, gün batımı turuncusu

Onlar, menekşe moru...

 

Herkes, ayrı deniz mavisi

Okyanus mavisi...

                                                                                                     

Belki de yaşamın anlamı bu renk cümbüşüdür.

Sonsuz renk tonlarıdır

Salt ana renklerle sınırlı kalmayan                                                                       

Bambaşka bir alemi anlatan...

                                                                                         

Her rengin farklı tonlarının                                                                                                

Diğer renklerin değişik tonlarıyla

Bir gök kuşağı güzelliğinde birleşir

Hepsi birbirleriyle  çaprazlama başka başka yerlerde

Birbirine benzemeyen ortamlarda karşılaşır

Benzer renkler

Bir evin bahçesinde

Bir tarlada, kırda başka ışıklar saçar...  

 

Aynı turuncu renk, portakalda başka

Gün batımında başka

Görme duyusuyla algılanıp, görme merkezinde anlam bulur renkler.

O incecik ayrımlar, ne de güzel keyifler verir insana...

 

Gül, gelincik kırmızısı

Boncuk mavisi

Akdeniz mavisi

Kıbrıs’ ın Girne, Magosa

Ege’ nin Bodrum Turkuazı

Doğada ayrı güzelliklerde

Ayrı nüanslarda

Ne de güzel çoğalıp dengelenir...

 

Kişilikler de bu sayısız renkler gibi yalın.

Kimi canlı, kimi ebruli geçişlerle sonsuza dek uzanıp gider...

Milyonlarca soya çekim özelliği taşıyan kalıtım üniteleri yetmiyormuş gibi, öngörülemeyen toplum değişimleri, dünya olayları, çok sayıda etkenler de kişilikleri etkiler ve renklendirir...

Bu renklerin ışıltılı çekiciliği gibi, kişilikler de albenili renkleriyle dünyanın yaşam serüvenini sürdürür gider...

Evet, belki de yaşam bu renk cümbüşüdür!...

İletişim en temel becerimizdir, ama ayni zamanda da bizi zorlatan, üzen yine iletişim becerimizdir.

Herkes kendini en iyi iletişimci olarak görür ve karşısındakinin de kendisi gibi olmasını bekler.

Bir başka deyişle, herkes kendi mizacını erdem olarak kabul eder ve kendine benzemeyeni ‘hatalı’bulur; sürekli yanlış yaptıklarını, kendisini anlamadıklarını düşünür. İnsanın doğası dikkate alındığında aile içinde, toplumda ve işyerlerindeki ilişkilerde anlaşma bir mucizedir.

İletişim iki adımlı bir süreçtir; ilk adımı karşımızdaki kişiyi anlamak için atarsak, bu gerçekleşmesi zor olarak düşünülen mucize, yani anlaşmak gerçekleşebilir.

İletişim anlayarak başlar!..

İlişkilerde en çok şikayet edilen konu ‘Anlaşamıyoruz’ dur.

İlişkilerde anlaşabilmek için, anlamak ve anlaşılmak gerekir! Anlaşılmak için de kendini iyi ifade edebilmek gerekir.

Ama genelde bu anlaşamamazlıklarda  sorun hep karşı taraftan kaynaklandığı dile getirilir!

Aslında iletişimsizliğe  sebep olan bir sorun varsa, bu sorunun yaşanmasında iki tarafın da rolü vardır.

Eğer ilişkilerimizde  daha huzurlu, mutlu olmak istiyorsak, iyi bir iletişimin temeli öncelikle kendimiz olduğunu unutmamalıyız.

Bizler iletişim kurarken, aslında kafamızdaki görüş ve düşünceyi iletmenin ötesinde kendi kişiliğimizi ortaya koyuyoruz.

İletişim, sadece konuşmak değildir. İletişim bazen araya mesafe koymaktır. Çünkü karşımızdaki herkesle aramızdaki mesafe ayni değildir. Bazılarıyla daha yakından, bazılarıyla daha uzak mesafeden iletişime geçeriz. Bu mesafeyi de belirleyen o kişiyle aramızdaki ilişkinin biçimi ve düzeyidir.

İletişim, bazen susmaktır. Susarak da mesaj verebiliriz.

İletişim, bazen bakmaktır. Bakarak da mesaj verebiliriz.

Bazen uzun uzun cümlelerle anlatamadığımız düşünce ve duygularımızı kısacık bir bakışla daha etkili anlatabiliriz.

İletişim, bazen gülmektir. Gülerek de mesaj verebiliriz, hatta gülerek de kişiliğimizi ortaya koyarız.

İletişim, bazen de yazmaktır.

 

İletişimde  Toplumsal Cinsiyet ve farklılıkları

İnsan yavrusu dünyaya dişi ve erkek olarak gelir.

Toplumsal beklentiler doğrultusunda da kadın ve erkek olmayı öğrenir.

Bir başka deyişle, biyolojik cinsiyetlerimize içine doğduğumuz kültür anlam yükler.

İşte bu kültürel olarak kurulan kadınlık ve erkeklik fenomenine toplumsal cinsiyet diyoruz.

Toplumsal cinsiyet kavramı, insanı sadece dişi ve erkek olarak ayırmaz, daha farklı ve kapsamlı olarak, kadın ve erkek arasındaki toplumsal, kültürel, ekonomik, politik, davranışsal tüm farklılıkları içerir.

Bu farklılıklar doğumdan itibaren, egemen ideoloji tarafından güçlendirilmekte ve bu yolla etkili bir toplumsal ve devletsel denetim sağlanır.

Buna rağmen toplumsal cinsiyet kavramı durağan değildir. Toplumsal değişimlerle birlikte toplumsal cinsiyet kavramı da  büyük ölçüde değişkenlik gösterir yani evrim geçirir, dönüşüme uğrar.

Toplumsal değerlere baktığımızda kadın ve erkekten çok farklı beklentilerin olduğunu görürüz.Türkiye’ de toplum, geleneksel yapısını koruma eğilimindedir.

Hatta birçok konuda ileriye değil geriye dönüşmektedir.

Kadınların çoğunluğu ailede, toplumda ve ekonomide erkek egemen  kurumların dayattığı koşullara göre hareket etmek ve pek çok geleneksel, hukuki zorluklarla ve ayrımcılıklarla mücadele etmek zorundadır.

Türkiye toplumu, otoriter ve ataerkildir. Ataerkilliğinin yanısıra, nesiller arası ve cinsiyet rol hiyerarşisiyle kurulmuş bir toplum düzenidir.

 

Kadınlardan;

Yumuşaklık, uyumluluk, güçsüzlük, kabullenicilik, kararsızlık, başarı peşinde olmamak, bağımlı olmak, çaresizlik, edilgen olmaları beklenir...

 

Erkeklerden;

Sertlik, hükmedicilik, güçlülük, yargılayıcılık, kararlılık, başarı, bağımsızlık, hırslı olmak, çözüm getirici, etkin olmak gibi özellikler beklenir...

Konuşma, iletişimde önemli bir faktördür. Konuşma eylemi gerçekleşirken kadın ve erkeklerin iletişim biçimleri farklılıklar gösterir.

 

Kadınlar;

Yumuşak ses tonuyla konuşur.

Konuşurken vurgu yapmak için ses perdesini değiştirir.

Daha duygusal vurgular yaparlar. Beş ses tonu kullanırlar.

Erkeklere göre daha az söz keserler ve kendilerinin sözlerinin kesilmesine daha fazla izin verirler.

Kendileri hakkında daha çok bilgi verme eğilimindedirler.

Dolaylı yoldan suçlayıcı konuşurlar. Ses tonuyla suçlamayı vurgularlar. Örneğin, ‘Aramadın?’

Bir konu hakkında dolaylı ifadeler kullanırlar.

Kuvvetlendirici sözcükler kullanırlar; ‘çok iyi’, ‘en çok’, ‘gerçekten güzel’ gibi...

Onay bekleyen cümleleri kullanırlar; ‘Güzel bir gün değil mi?’ gibi..

Bağlaç çok kullanırlar; ‘bu arada’, ‘öte yandan’ gibi...

Konuşmayı canlandırmak için de daha çok soru sorarlar...

 

Erkekler;

Genelde yüksek sesle konuşur.

Vurgu yapmak için seslerini yükseltir.

Konuşmaları monotondur. Üç ses tonu kullanırlar.

Başkalarının sözlerini kesme eğilimindedirler.

Sözlerinin kesilmesine daha az izin verirler.

Kendileri hakkında daha az bilgi verirler..

Doğrudan suçlayıcı konuşurlar.’Aramadın!’

Bir konu hakkında doğrudan ifadeler kullanırlar.

Daha az kuvvetlendirici sözcüklere başvururlar.

Deklare edici cümle kuruluşlarını yeğlerler. Örneğin, ‘Güzel bir gün!’

Konu değiştirirken daha çok ünlem, nida kullanırlar. Örneğin, Aaaa bak! Hey! gibi

Konuşmayı canlandırmak için daha az soru sorma eğilimindedirler.

 

Kadın ve erkeklerde sözsüz iletişimde davranış farklılıkları

 

Kadınlar;

Karşı cinsle iletişim halindeyken aşağı doğru bakışlara eğilimlidir.

Daha fazla gülümser.

Karşı cinsle iletişim halindeyken baş eğik durur.

Yönlendirici değildir.

Daha olumlu jestlere sahiptir.

Daha az alan kaplar.

Erkeğin alanının dışında durur.

Teması kabullenir.

Beden küçültme eğilimi gösterir.

Bacaklar bitişik oturur ve durur.

Ellerini yanda ya da kucakta tutar.

 

Erkekler;

Karşı cinsle iletişim halindeyken gözlerini dikerek bakma eğilimindedir.

Genellikle sert bakışlıdırlar.

Karşı cinsle iletişim halindeyken başını çoğunlukla dik tutar.

Yönlendiricidir.

Daha az olumlu jestlere sahiptir.

Daha geniş alan kaplar.

Kadının alanının içine girer.

Temastan kaçınır.

Bedenini dik tutarak kendini büyük gösterme eğilimi gösterir.

Bacakları ayrık oturur ve durur.

Ellerini kalçalarda tutma eğilimi gösterir.

 

Sağlıklı bir iletişim kurabilmek için öncelikle kendimizi tanımalıyız!

Kendimizi iyi tanırsak eksi ve artılarımızla, başkasını da tanımaya ve anlamaya açık oluruz.

Her birimizin içinde bir bebek, bir küçük çocuk, bir okul öncesi çocuk, okul çocuğu ve bir ergen vardır.

İnsanın gelişme aşamaları; Bebeklik, Küçük çocukluk, Okul öncesi, Okul çağı, Ergenlik ve Yetişkinliktir... 

Bunlar, olayları tıpkı çocukken bizim düşündüğümüz biçimde yaşar ve algılarlar. İçimizdeki ergen de ergenlikte düşündüğümüz gibi düşünüp hisseder.

Bir zamanki çocukluğumuzun duygu, düşünce ve arzulardan oluşan bütün enerji hali olarak içimizde yaşar.

Eğer gelişme çağında güven gereksinmelerimiz karşılanmamışsa, her gelişme aşamasında biriken enerji bloke edilmiştir. Bu bloke edilen enerji çoğunlukla engellenen duygulardan oluşur.

Bebeklikte en büyük duygusal gereksinme güvendir. Eğer bu gereksinme karşılanmazsa, insan bir sonraki aşamaya yaralanmış biçimde geçer. Temel güven olmadan küçük çocukluk döneminde  anneden ayrılmak ve kendi başına deneyimler yaşamak çok daha zor olur.

Yaşamın ilerki dönemlerinde kişi yeni bir durumla her karşılaşmasında bebeklik döneminin sorunları yeniden gündeme gelir.

Örneğin, bebeklik döneminde hepimizin dokunulmaya ve bakılmaya ihtiyacı vardı.Sıcaklık ve birisine güven duyma gereksinimi içindeydik;

‘Dünyaya hoş geldin!’

‘Doğduğun için çok seviniyorum.’

‘Hep senin yanında olacağım.’

‘Gereksinmelerini karşılarken aceleye getirmeyeceğim.’

‘Kız olduğuna / oğlan olduğuna seviniyorum.’

‘Seni olduğun gibi kabul ediyorum.’

‘Seninle ilgili her türlü sorumluluğu kabul ediyorum.’ Gibi sözler duymaya, hissetmeye ihtiyacımız vardı.

Öneri; Her yetişkin  çocuğun  günde  birkaç dakikasını ayırıp kendi eşsiz iç çocukla bağlantı kurması.

Herkes cüzdanına ya da masasının üzerinde kendi çocukluğunun bir fotoğrafını bulundurmalı.

İsyan halinde iken, aşırı kuşkucu iken, bu çocukluk fotoğrafınıza bakın ve içinizdeki korkmuş çocukla konuşun.

Bunun size ne kadar büyük yardımı olduğunu zamanla görebilirsiniz.

Hepimizin çocukları var, bugün belki onlar birer yetişkin. Onların çocukluğunu anımsadığımızda okul öncesi ve okul çağında problemleri olduğunda  eğitimci ve öğretmenler biz anne-babaları çağırmıştır.

Bizi tanımışlar ve çocukla ilgili problemi konuşmuşlardır. Çünkü aile bir sistemdir. Çocuk da bu sistemin bir parçasıdır. Yani çocuk ta bir problem olduğunda önce ailenin bütününe bakmak gerekir. Çocukluktaki güven gereksinimlerinin tatmin edilmemesi yetişkin çocuk sorunu olarak nitelendirilebilir.

Benliğimizi güçlendirmek için öncelikle Aile Büyüsü’ nü (Aileye bağımlılığı, bağlılığı değil!) bozmak gerekir.

İnsanın benliği güçlendikçe yaşamdaki sorunlar daha az tehdit edici olur. Sorunların üstesinden gelebilmek, başarmak için iç kaynaklarımız sağlam olur. Artık benliğimiz  kendini aşma aşamasına gelmiştir. İnsanın kendini aşabilmesi aslında bir iç yolculuktur. Bu yolculuğu yapmadan gerçekten kendimizi tanımanın, bilmenin hiçbir yolu yoktur.

Varlığımız, benliğimiz aile rollerinin ve kültürel cinsiyet rollerinin ötesinde bir yerlerdedir.

Gerçek benliğimiz dışardan görülemez. Varlığımız, benliğimiz yalnızca iç yaşamımızın sessizliğinde keşfedilebilir.

Bir kişiyi bir buz dağı gibi düşünün!

Bu buz dağının bize sadece %20 si olan Yetişkinlik Çağı yansır.

Diğer % 80 lik kısmı Ergenlik, Okul Çağı, Okul Öncesi, Küçük Çocuk,Bebeklik Çağı’nı bilemeyiz.

Hepimiz erken bebekliğimizde başlayan Hipnoz- sonrası Büyü’ nün etkisi altındayız.

Bu Büyü’ nün belli başlı öğeleri, aile kökenimizden ve içinde doğduğumuz kültürden gelmekte ve bilinç dışı işlemektedir.

İnsanın gerçek benliğini bulması, yaşamını oldukça farklı bir açıdan görmesi demektir.

İnsanın bağımlı yaşam biçimi, kurtuluşun kendi  benliğinin dışında bir şeyde yattığı inancına dayanmaktadır.

Birlik Bilinci, benliğin dışında, insanı mutlu edebilecek hiçbir şeyin olmadığını söyler.

Mutluluğumuz içimizde, yani iç dünyamızdadır!

Kadın, erkek, eş ilişkisine gelince; kendi iç dünyasını keşfetmiş, kendisiyle barışık  iki mutlu insanın  birlikteliğinde sorunlar çözülebilir.

Kadın-Erkek ya da eş ilişkilerinde;

Kadının beklentileri olduğu gibi erkeğin de beklentileri vardır.

Kadın, erkeğin beklentilerini gerçekleştirmek için dünyaya gelmediği gibi, erkek de, kadının beklentilerini gerçekleştirmek için bu dünyaya gelmez. Kadın farklı bir kişiliktir. Erkek de farklı bir kişiliktir.

Her ikisi bir rastlantıyla birbirlerini bulur ve birbirlerine uyum sağlamaya çalışırlar.

Başarabilirlerse eğer, ne mutlu ne bu kadın ve erkeklere...

Başarabilmek için; ‘Ben’, ‘Sen’, birbirlerinin içinde kaybolmadan, birbirlerinde ‘Ben merkezci’ davranmadan ‘Biz’ olabilmektir!..

 

Yüksel Yenice-Çağlar

(Şair-Yazar, Eğitim ve Sistemik Aile Danışmanı)

 

Faydalanılan kaynaklar: - Kişilik Renkleri, Buket Uzuner - Anadolu Üniversitesi Yayınları, Etkili İletişim Teknikleri

İNSAN İLİŞKİLERİ VE İLETİŞİM / Yüksel Yenice-Çağlar içeriği, 09 Temmuz 2019 tarihinde Gaziantep.com sitesinin Keşfet bölümüne eklenmiştir.

DEĞERLENDİRME 3.0

İçeriği Nasıl Buldunuz?

Captcha